Haber Arsiv
msgbartop
Güncel Haberler
msgbarbottom

22 Feb 12 Çarkın soruşturması da özel yetkili savcıya emanet

"Susurluk" davası hükümlüsü eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın'ın medyada gündeme gelen açıklamaları sonrasında başlatılan faili meçhul cinayet soruşturması, örgüt soruşturmalarına bakan özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilliğine gönderildi.

22 Feb 12 8′li final yolunda kritik mücadele

8'li final yolunda kritik mücadeleTurkish Airlines Euroleague’deki iki temsilcimiz Galatasaray Medical Park ile Anadolu Efes E Grubu’ndaki beşinci maçlarında karşılaşıyorlar.

22 Feb 12 Sabahattin Önkibar:Suriyeli Müslümanlara Fransa ile beraber mezar kazma toplantısı!

Yarından sonra Tunus’ta bir toplantı var!
Niçin mi?
Güya Suriye’ye insani yardım için!
Peki kim mi organize ediyor?
Suriye’nin dostları imiş!
Bu dostların en önde gideni de Türkiye ile Fransa!
Ahmet Davutoğlu ile Fransız meslektaşı Juppe bu teşebbüsün önderliğini üstlendiler!
Tabloya dikkat edin Türkiye ile Fransa el ele, gönül gönüle ve omuz omuzadır!
Neden mi?
Suriyeli müminleri katletmek ve mezarlarını kazmak için!
İyi de biz bu Fransa ile Ermeni soykırımı yasası densizliği sebebiyle kanlı bıçaklı değil miydik?
Ambargo üstüne ambargo uygulamıyor muyduk?!
Demek ki söylenenlerin hepsi milleti afyonlama adına uydurulmuş palavralardı!
Hadi onu geçelim yahu bu Fransa değil miydi binlerce kilometre öteden Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması sürecinde Ankara’ya salya saçan?
Bu Fransa değil miydi Güney bölgemizi işgal edip milletimizin ırzına musallat olan ve Sütçü İmam’ı ayağa kaldıran?
Soruyorum bu Fransa ile Türkiye üstelik kendi dindaşlarını katletme adına nasıl birlik olur?
Fransa’nın Suriye’yi niçin işgal etmek istediğini bilmiyor mu Davutoğlu?
O Fransızlar değil midir daha dün Libya’da dehşet saçan!
Tayyip Erdoğan bile o alçaklıklar için petrol adına yapıldı, demedi mi?
Durum bu ise şimdi Suriye bağlamında Fransa’ya kuyruk olmak niye?
Ne imiş efendim yardım için Suriye’ye insanı koridor açacaklarmış!
Yalan, külliyen yalan, gerçekte yardım götürme ambalajı ile saldırıya geçecekler!
Hep yazdık yine yazacağız, hadise Haçlı’nın Şam’ı işgal seferidir ve heyhaaaat Ahmet Davutoğlu da bu sefer de atlara bakan seyis misali emperyalizme kuyruktur!
Vah ki ne vah!

Yeni Türkiye Anayasası için fikirleri alınanlar
Sırasıyla:
1) ABD
2) AB
3) NATO
4) Mossad
5) ADL(Dünya Yahudi Kongresi)
6) CFR (Derin dünya devleti)
7) Barzani ile Talabani
8) PKK
9) Bartholomeos!
Evet yeni Anayasa bağlamında yol göstericilerimiz bunlardır!
Ama CHP ile MHP de var demeyin, onlar bu yol göstericilerin buyruklarını kamufle etmek ve hazırlanacak olan Anayasa’ya meşruiyet kazandırmak için oradadırlar!
Sonunda halk da oylayacak mı dediniz?
Tabii oylayacak ve zerre kuşkunuz olmasın kabul edecek zira bu halk Kenan Evren’in Anayasasına bile yüzde 92 oranla evet demişti. Halk dediğin sürüdür, onları yönlendirecek milli bir çobana bugün her zamankinden çak daha fazla ihtiyaç var!

‘Polis’te Cemaatçi avı ve aslında olan?
Önce İstanbul Emniyetinde Ergenekon, Balyoz ve KCK soruşturmalarının beyni olan üç Emniyet Müdürü Ankara’ya şutlandı.
Devamında bu üç müdürün “politbürosu”na mensup 11 üst düzey görevli yerlerinden edildi.
Ve son bomba 700’e yakın polis İstanbul dışına taşraya gönderildi ki, bunlardan bazıları bu bölgeye teamül dışı olarak ikinci kez atanıyor!!!
Bunun anlamı Emniyet’teki malum guruba mensup “operasyon ekibi”nin dağıtılmasıdır!
Peki bu niçin mi oldu?
7 Şubat’taki darbe sebebiyle!
Hangi darbe demeyin Tayyip Erdoğan’ın yüzde yüz yoldaşı olan Star Gazetesi ile pek çok yazar 7 Şubat’ta Hakan Fidan’ın şüpheli sıfatı ile savcılığa çağrılmasını yargının (F Tipinin) hükümete darbesi diye yorumluyor.
Tablo bu noktaya gelmiş ise gelelim bu tablonun tanımlanması ile bundan sonraki muhtemel seyre:
Artık kesindir ki, Tayyip Erdoğan ile F Tipi Gurup arasında kesin bir güven bunalımı vardır.
Başbakan gücünü kaybettiği an F Tipi Yapının kendini paspas yapacağını gördüğünden kademeli olarak bu kesimi bürokrasiden tasfiye edecektir!
Ancak F Tipini küçümsemeyin!
Ardında Mossad ile CIA var ve en önemlisi korkunç bir arşive sahipler!
Altını çizerek yazıyorum, Tayyip Bey’in Suriye bağlamında patinajı sürerse önümüzdeki günlerde Erdoğan ile yakın çevresi için sansasyonel bombalar patlatılacaktır!

Başbakan, ‘Demirören’ dedi ancak?
Yıldırım Demirören’in Türkiye Futbol Federasyonluğuna talip olması zerre kuşkunuz olmasın Başbakan’ın arzusu ya da direktifi iledir!
Öyle çünkü gerek Yıldırım bey gerekse de babası Erdoğan Demirören böyle bir zeminde TFF Başkanlığının ateşten gömlek olduğunu ve kimselere yaranılamayacağını bilecek donanımdadır!
Böyle bir tabloya rağmen aday olundu ise hiç kuşku yok ki bu emir gereğidir!
Bir şeyin bilinmesi gerekiyor: Bugünkü iklimde Yıldırım Demirören’in Tayyip beye hayır deme şansı olamaz zira kendisi büyük bir işadamı ve medya patronudur!
Dahası, antrenörü Tayfur Havutçu şike yapma iddiası ile tutuklanırken o ilginç bir şekilde sanık bile olmamıştır!

Gelelim Demirören’in neleri yapabileceğine?
Keşke yapabilse lakin zor çok zor zira futbolumuzda bugünkü tablo yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal misalidir!
Demirören futbolu topyekün temizlemeye değil, kaosa dönen tabloyu eski haline getirmek için geliyor!
Yıldırım bey herkese mavi boncuk dağıtarak normalleşmenin peşinde olacak ama kamu vicdanının temizlik anlamında tatmin olması artık çok zordur!

22 Feb 12 İşte Türkiye’nin Eurovision şarkısı

İşte Türkiye'nin Eurovision şarkısıEurovision'da bu yıl Türkiye'yi temsil edecek Can Bonomo, merakla beklenen ''Love Me Back'' adlı şarkısını TRT ekranlarında seslendirdi.

22 Feb 12 Rifat Serdaroglu: OLMAZ, OLMAZ DEME, YA OLURSA

MİT Kanununun 26. Maddesine;
Mit mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; suç işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır, hükmü getirildi…

Bundan böyle kimin yargılanacağına, Başyargıç Erdoğan karar verecek.
MİT görevlilerinin, Savcılar tarafından “şüpheli” olarak çağrılmaları olayında iki adet Bit-Mit yeniği var;
1) Cemaatin köşe yazarları ve AKP sözcüleri; Özel Yetkili Savcının bu işlemi için “Yargı Vesayeti” dediler.
Bu sepetlere göre Siyasi İradeye; Cemaatler karışabilir, Tarikatlar karışabilir hatta bunlar Başbakan’a fırça atabilirler, Bakanlıkları paylaşabilirler ama, siyasi iradenin faaliyetlerini yargı denetleyemezdi !.. Anayasanın 6. Maddesi;
“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları(Yargı bunlardan biridir) eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz…”
Yargı; yürürlükte olan Anayasamızın 6. Maddesinden aldığı bu yetkiyi 9. Maddedeki; “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır” ve 138. Maddesindeki; “Yasama ve Yürütme Organları ile İdare, mahkeme kararlarına uymak zorundadırlar. Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını değiştiremez ve yerine getirilmesini geciktiremez” Bu Anayasa yürürlükte olduğu sürece, AKP Hükümeti ve MİT yetkilileri tarafından yapılanlar “Anayasayı ihlal suçudur…” Bu suçun faili de Başbakan Erdoğan’dır…

2) Başbakan Başyargıç Erdoğan ,inanıyoruz ki bu yetkiyi Türkiye’nin yararlarına uygun olarak kullanacaktır.
Fakat ya aşağıdaki gibi biri Başbakan olursa, ne yapacağız ?..

*Hastalıkları sebebiyle, sağlıklı düşünemeyen biri Başbakan olursa,
*Ehliyetsiz araba kullanırken bir insanın ölümüne sebep olan çocuğunu, adalete teslim etmek yerine Avrupa’ya kaçıran biri Başbakan olursa,
*49 kilo esrarla yakalanıp “içiciyim” dediği için serbest bırakılan birinin yakını Başbakan olursa,
*Servetindeki artışı açıklarken, çocuklarının düğünlerindeki “takıları-çıkını” kaynak gösteren biri Başbakan olursa,
*“Görevli Hakime Hakaretten” ve “halkı sınıf-ırk-din-mezhep-bölge farklılığı ile tahrik etmekten” iki defa cezaevine giren biri Başbakan olursa,
*Partisi;”Lâiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğu için mahkum edilen biri Başbakan olursa, ne yaparız ?..
Öyle biri Başbakan olabilir mi demeyin, ya olursa ?…

Ataol Behramoğlu’nun 19 Şubat tarihli Cumhuriyet Gazetesinde yazdığı şiirden iki dörtlüğü sizlerle paylaşıp yazıyı öyle bitirelim;

Şölen yeri viran olmuş, Para ne tatlıymış meğer,
Gerçek dünya yalan olmuş. Kuyumcular, hastaneler.
Gelip mülke sultan olmuş, Birlikte köşeyi döner,
Dünkü çulsuzun birisi. Kendi, yedi sülalesi.

Sağlık ve başarı dileklerimle 22 Şubat 2012

İLK KURŞUN

22 Feb 12 Ahmet TAKAN:”Hepimiz Türk’üz” diye haykıracağımız gün…

Tarih sayfalarına “gerçek bir soykırım” olarak geçen acı gün..
Ermenilerin, masum ve savunmasız Azerbaycan halkına karşı uyguladığı en kanlı katliam.
26 Şubat 2012.. İstanbul...
Bütün Türk dünyasının tek yürek olacağı, “Hepimiz Türk’üz”, “Hepimiz Mehmet’iz” diye tüm dünyaya haykıracağımız gün.
Yanlış duymadınız!..
Yılgınlık ve sinmişliğe esaslı bir tokat atılacağı günden bahsediyorum.
Başta, Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere tüm Türk dünyasından sendikalar, dernekler, sivil girişimciler, üniversiteler, adını duyduğunuz duymadığınız pek çok siyasi kendiliğinden bir araya geldi. İstanbul’dan dosta-düşmana Türk’ün gür sesini bir kez daha hatırlatmak, Hocalı katliamında şehitlerimizi anmak gayesiyle büyük miting için kollar sıvandı.
Detaylı bilgi alabilmek için MHP Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ile görüştüm. “Bu bizim milli bir meselemiz” diye söze başladı Sinan Oğan ve ekledi:
“Türkiye’den birçok dernek ve sendikanın, bireysel girişimin, Azerbaycan’dan gelen milletvekillerinin, Türkiye’deki öğrencilerin yani onlarca sayabileceğimiz derneğin beraberce tertiplediği, tek bir sloganın olacağı, ‘Hepimiz Hocalılı’yız’, ‘Hepimiz Türk’üz’, ‘Hepimiz Karabağ’lıyız’ sloganının kullanılacağı, bir derneğin, partinin, siyası organizasyonun flamasının olmayacağı, ‘Hocalı’ya Adalet’, sloganının olacağı bir organizasyon. Burada bütün kurumsal etiketler geri planda olacak. Türk milleti olarak Hocalı’yı sahiplenildiği, Türk milletinin bütün yelpazesi, bütün kurum ve kuruluşları olarak o gün orada herkes ‘Hocalılı’yız’ diyecek, herkes ’Karabağlı’yız’ diyecek. Bu tabii birilerine cevap değil. Birileri, ‘Hepimiz Ermeni’yiz’ dedi diye orada toplanılmıyor ama aynı zamanda da dolaylı da olsa ‘Hepimiz Türk’üz’, ‘Mehmet’iz’, Çukurca’da şehit edilen Mehmet’iz’, ‘Karabağ’da şehit edilen Mehmet’iz’, ‘Hocalı’da soykırıma uğratılan hepimiz Türk’üz’ dediğimiz zaman da daha bir manalı olacaktır diye düşünüyorum” .
Heyecanlanmamak, duygulanmamak mümkün değil..
İstanbul’da saat 14:00’da Galatasaray Lisesi’nin önünden yürüyüş başlayacak, Taksim’e doğru yürünecek. Tek bir pankartın arkasına dizilip, tek bir pankart açılacak. “Hepimiz Türk’üz” , “Hepimiz Hocalı’lıyız” , “Hepimiz Karabağ’lıyız” . Tek renkli, “Hocalı’ya adalet” şapkaları dağıtılacak. 3 bin Türk bayrağı, 3 bin Azerbaycan bayrağı olacak. Başka bir şey olmayacak, Taksim’de, tarafsız bir isim, basın açıklaması yapacak. Hocalı’da soykırımdan kurtulanlardan bir isim de konuşacak. Yine aynı şekilde, Ermeni terör örgütü ASALA’nın şehit ettiği diplomatlarımızdan birisinin bir yakınının konuşmasıyla da miting sona erecek.
Sinan Oğan’ın verdiği bilgiye göre, Azerbaycan’dan en az 10 milletvekili İstanbul’da olacak. Değişik kesimlerden, aydınlar, yazarlar orada olacak. Haklı bir noktaya dikkat çekiyor Oğan:
“Çok farklı kesimlerden insanlar olacak ama özellikle benim hassasiyetle üzerinde durduğum nokta; bunu bir etiketin içine hapsetmeyelim. Türk milletine mal olsun. Türk milleti sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türk milleti değil. Yurtdışından da insanlar gelecek. Almanya’dan, Hollanda’dan da insanlar gelecek. Doğu Türkistanlı’sı, Kırgız’ı, Kazak’ı, Uygur’u, Türkmen’i, Irak Türkmen’i onlar da olacak. ‘Hocalı Soykırımı’ Türk dünyasının bir meselesi ve inşallah Türk dünyası buna sahip çıkacak. Türk dünyasına mal olması gereken, Türk dünyasının bir yarası olduğunu, bu meselede kişilerin, etiketlerin, kimliklerin geri planda kalıp, “Hepimiz Hocalı’lıyız “, ” Hepimiz Türk’üz”, “Hepimiz Mehmet’iz”, “Hepimiz Karabağlı’yız” sloganının ön plana çıkması gereken bir gün. İnşallah da başarılı olacak.”

Allah (C.C) Türk’ü korusun ve yüceltsin.

22 Feb 12 BULDUM BULDUM

(Zekeriya Beyaz sağolsun)

Daha önceki iktidarları da yererdik, beğenmezdik, eleştirirdik ama bu iktidar gelinceye kadar, sözlerin yetersiz kaldığı, ne söylense bir eksik kaldığı böyle kötü bir dönemi anımsamıyorum.

Siz biliyor musunuz?

Hiç mi iyi bir şey yapmamışlar? Neden tek bir olumlu işlerini bulamıyorum bunların?

Yaptıklarını düşman ordusu olsa yapmaz diyordum ama nedenini bulup çıkaramıyordum.

İnsan ne olursa olsun, atası dedesi nerden gelirse gelsin, atası dedesi ne suçu işlerse işlesin, bu suçundan ne cezası alırsa alsın, söz konusu vatansa kin tutulamaz, kan davası güdülemez değil mi? derdim.

Bunlar neden başkalar? Neden bu öfke, bu kin, bu nefret, neden ? derdim.

Ülkemizin kurucu iradesine, kurucusuna neden böyle dört koldan saldırı, neden böyle düşmanlık? diye sorardım.

Neden vatanı satarken acımıyorlar?

Neden kurumlarımızı gâvurun malı gibi yağmalatırken, hem de çoğu kez gâvura yağmalatırken içleri yanmıyor?

Dağlarımızı altın arayan küresel çetelere zehirletmeyi nasıl içleri götürüyor?

Sularımızın HES’lerle kurutulmasına, yağmalanmasına nasıl razı geliyorlar?

Halkına genetiği değiştirilmiş gıdaları nasıl lâyık görüyorlar? GDO’lu tohumlarla yapılan tarımla ülke toprağının bozulmasına ve girişine izin verilen zararlı GDO’lu ithal gıdalarla, halkın genetik yapısıyla oynanmasına, hastalanmasına, üremelerinin engellenmesine kadar giden bir sürü tehlikeyle karşı karşıya olunmasına nasıl gözlerini kapıyorlar?

Sağlığı ticari bir araç olarak , hastayı müşteri gibi görmeleri nasıl mümkün oluyor?

Habire karayolu, köprü, yüksek beton binalar yani tabutluk gibi evleri niye yapıyorlar? Veya yapmak istiyorlar? Niye bu karayolu yapımına sevdalılar? Bu yolla hem diğer ulaşım yollarının (deniz- demir), halka yararlı olacak ucuz ve sağlıklı ulaşımın yolu kapanıyor, hem büyük paralar mı kazanıyorlar? Niye halk yararına değil de para kokusuna hizmet?

Tren yollarını trenler işlerken , trenler çalışırken tamir edip halkı zarara sokmamak, ülkelerin savaşta ve barışta, bir felâkette en önemli hayati ulaşımı olan tren ulaşımını kesmemek varken, niye çeşitli bahanelerle bu ulaşımı kökten kesiyorlar?

Haydarpaşa Garı İstanbul’un Türk tarihi değil mi? Niye tarihimizi, anılarımızı elimizden alıyorlar?

Niye tarihi okullarımızı, okulları kent dışına taşıma bahanesiyle bizden koparıyorlar?

Tarihi binalara niye düşmanlar? Niye bunları ya otele, ya alışveriş yerine çeviriyor, içlerini boşaltıp hayalet yapıyorlar?

İktidara geldiklerinde ilk işleri İstanbul’dan Karadenizin ta ucuna kadar giden, tarifeli vapur seferlerini kaldırmak olmadı mıydı? Bu, araba, yük ve en önemlisi insanımızı taşıyan vapurlar haraç mezat satılmadı mıydı? Nedendi bu acele? Neden ilk işleri buranın gemi seferlerini yoketmekti? Deniz yolunu kapatmaktı?

Elin, eli yüzü kanlı küreselcilerinin, bölgenin haritasını değiştireceğiz, yeniden çizeceğiz dedikleri, ülkemizi bölmeye niyet etmiş BOP’a karşı olmak yerine, neden BOP’un eşbaşkanı oldular? Bu işbirliği nedendi?

PKK adlı on binlerce insanımızın ölümüne neden olmuş, on bine yakın askerimizin kanına girmiş, pusu kurarak, saldırarak, bomba koyarak can almış, devletine isyan etmiş, başkaldırmış bir kanlı çetenin üyeleriyle bunların bu gizli görüşmeleri, “PKK görevini yapıyor”, gibi terör örgütünü muhatap kabul eden, onları bir kurummuş gibi gören sözleri ne içindir?

Terör örgütü bile birbirleriyle Türkçe konuşup anlaşırken, başka ortak bir dilleri olmamışken, olamazken, ulusumuzun, Türkçeye eş, aynı değerde, önemde, güçte, konumda, ortak bir dili daha varmış gibi, bir küçük bölgede konuşulan bir yerel ağızdan dil yaratmak çabaları nedendir? Kime hizmet etmek için? Ne için? Neye gerekli bir dil daha bulmak?

Bir bakanın gittiği bir yerde bu yerel ağızla devlet görevlisi tarafından karşılanması neden?

İngilizceyle, dilimizi boğdurmaya kalkışmaları ne için? Amerikanca eğitim veren, Amerikan okullarının temsilcisi olan, bizden o kültüre köle yetiştirmeyi amaçlayan Fethullah okullarının önünü açmak, bu okulların reklâmını yapmak neden?

Devletinin eğitiminden eğitimin millîsini atar mı hiçbir devlet? Eğitim milletsiz olur mu?

Milleti olmayan bir devlet olur mu?

Milleti olmayan, tek ve bütün olmayan bir devleti bizim coğrafyamızda barındırırlar mı?

Devletinin televizyonunda, uyuz bir maçı bile İngilizce diliyle anlattırır mı bir kurumun yöneticileri?

Atasına küfrettirir mi, küfür serbest olsun diye Atasını koruma yasasını kaldırmaya bile kalkışır mı bir devletin yöneticileri?

Bir devlet, kendi dilini bırakıp başka ağızları öne çıkarır mı? Bu ağızlara 24 saat yayın hakkı, alt yazısız, sınırsız özgür yayın tanır mı? Devleti yönetenler bunu neden yaptırırlar? Yaparlarken yürekleri sızlamaz, korkmazlar, hiç mi çekinmezler?

Kendi diline, bir ırkın diliymiş, bir köken diliymiş, böyle onlarca köken dilinden biriymiş muamelesi yapabilir mi, yaptırır mı gerçek devlet adamları?

Anıtkabir’e kadar dikebilirler mi gözlerini kötülük odakları, arsızlaşan yöneticiler?

Memurlarını sözleşmeli yapar, hepsini kendine kul köle eder mi bir yönetim? İşçisini sendikasız bırakır mı?

Çiftçisini yabancı bankalara borçlandırır mı, tarlasını tapanını sattırır mı, eloğluna peşkeş çektirir mi vatan topraklarını bir yönetim?

Eski Türkçeyi hortlatmaya kalkar mı, devrim yapmış, çağdaşlığı yakalamış , müslüman ülkelerin arasında hıristiyana köle olmamış tek millet olan Türk Milleti’nin kurduğu Cumhuriyetin bir yönetimi? Arapçayı ilkokula sokmaya kalkışır mı? Dinsel eğitimin yolunu tekrardan açar mı bu devirde hiç insan?

Devlet kurumlarını yeteneksiz kadrolarla sırf bizden bunun kafası, bizim yandaş takımından diye doldurur mu bir ülkenin yöneticileri? Dinler arası diyalog adı altında ülkesini hıristiyanlaştırmanın, Yahudiliğin rahatça yayılmasının önünü açar mı bir yönetim?

Misyonerlikten korkulmaz mı, neden kapalı kiliseleri açar, müzeleri tekrar kilise yapar , ev kiliselerini serbest bırakır ben dindarım diye övünen bir iktidar?

Müslüman benim dinim bana , senin dinin sana der ama hıristiyan böyle der mi? Tarihi boyunca demiş mi?

Nerden çıktı bu tek taraflı Yunanistan sevgisi? Zor durumdayız diye telefon etmişler, gaz vanaları açılmış. Komşundur, iyi geçin ama nedir bu sevda? Bizim mülkiyetimizdeki malları bir yasa çıkarıp onlara karşılıksız vermek, iade etmek, bu mallardan, vatan topraklarından, Türkçe yer adlarından vazgeçmek neden?

Yeni anayasa (!) çalışmalarında Rum’un, bunların papazının, patriğinin işi ne? Kısıtlama kalkmalıymış. Heybeliada Rum Okulu açılmalıymış, devletin yasalarına uymayan biçimde. Bağımsız.

Bütün değerlerimiz tuz buz… Rus kızları aile yapımıza çok uygun, onlarla daha çok evlilik yapın neden der bir Dışişleri Bakanı?

Bordum’a, Ege- Akdeniz kıyılarına keyfi olarak, oraları sömürgesi saymak için, eski sömürgesi Hindistan’a gider gibi kıyılarımıza gelip yerleşen İngiliz’den bize ne ki, Andımız’ı okunmaktan gocunan İngiliz göz önüne alınacak ve bunların şikayetiyle “Andımız” kaldırılsın denebilecek, bu bahane gösterilecek. Neden Andımız, Gençliğe Hitabe, Atatürk devrimleri engel görünüyor birilerine? Vargüçleriyle bunları kaldırtmak, devletin yapısından kurucu iradeyi çıkarmak için uğraşıyorlar?

*

Buldum… Buldum…

Hepsinin nedenini buldum! Geçen akşam Zekeriya Beyaz hocamız tek bir sözle açıkladı. Bunların nedeni “Darülharb anlayışıdır” dedi.

O dedi, ben öyle ağzım açık kalakaldım.

Kusura bakmayınız ama ben de kendimi birşeyler bilir sanırdım, az buçuk kitap okumuş, batının ve doğunun önemli eserlerini bilen, Cumhuriyetin yetiştirdiği bir öğretmen sayardım kendimi. Meğer hiç bir şey bilmiyormuşum.

Bilmek için Atatürk düşmanlığının iç yüzünü bilmek gerekiyormuş. Düşmanlık güdenlerin kafalarının ardını görmek…

Divanı Harb ( Savaş Mahkemesi) sözünü duymuşum da bunu hiç duymamışım. İşgal zamanı işgal devletlerinin bize kurduğu mahkemedir bu.

Diğeri, Arapça tamlaması gibi değil de Türkçe gibi yazarsak, Darülharb.

Şu demekmiş:

İslâm ahkâmının ( yasalarının ) tatbik edilmediği yer. “Sözlükte şöyle yazmışlar:

“Kâfir bir hükümdarın egemen olduğu yerler ve Müslümanlarla gayrı müslimler arasında henüz barış akdedilmemiş olan memleketler İslam hukukunda Darülharb sayılır. İslami görüşe göre dünya Darülharb ve Darülislam olmak üzere ikiye ayrılır. Darülharbi Darülislam haline getirmek cihadın ( din uğruna savaşmak) amacıdır.”

Osmanlıca- Türkçe sözlükte şu yazıyor:

“İslâm elinde olmayan, her zaman savaşyeri olabilecek yer.” ”Kavga meydanı” anlamına da geliyor.

Şimdi gelelim Zekeriya Beyaz Hoca’ya. Şunları anlattı bu konuda:

*

Devletten Çalma, Darülharp

Darülharp savaş ülkesi demek.

Darülislâm huzur ülkesi demek.

Bunlara göre bu çalmak değil. Devletten çalma: Bu ganimettir. Çünkü bu devlet kâfirdir.

(Hangi devlet? Bunlara göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti! ) Benimseyenler küfrü benimsediği için kâfirdir, buradan çalmak ganimettir. Düşman öldürülebilir de… İftira edebilirler. Bir subaya iftira yapmak cihattır, sevaptır (Silivri örneği ).Yani zulüm yapmayı da meşru (hak- yasal) görüyorlar. Kul hakkı yok, çünkü onlar müslüman değil, bunlara göre.

Hamas, El Kaide, Taliban böyledir.

Bu çok yaygın boyutta var. Bir takım insanlar büyük zulümler yapıyor. Ama namaz vakti geçmesin diyor.

İslâm zulmü yasaklar. Kediye köpeğe bile zulmedemezsin. Bunlar müslümana bu zulmü yapıyorlar.

Bir parti lideri, bir komployla uzaklaştırıldı, şimdi milletvekili. Ondan (Deniz Baykal) dinlediklerim:

Tekel fabrikalarını ve arazilerini satıyorlar, özelleştirme adına. Amerikalı istiyor. Verelim diyorlar. 915 milyona falan. Amerikalıya: “Sen kenarda dur. Yandaşa: “Sen şunu al, üçyüze. Devletin kasasına bunu at.” Birkaç ay sonra Amerikalı’ya: “Kaça anlaşmıştık? 915’e. Gel al. Arazileriyle al.” Amerikalı İngiliz’e gidiyor: “ Gel bunun üçte ikisini size verecektik. İki milyar doları verin bir bölümü alın.” İngiliz’e bir kısmını veriyorlar.

Demek ki bunun değeri 4-5 milyar dolar edermiş.

Nedir bu? Darülharpçiliktir.

Gâvur (!) olan milletin malını milletten almak! Bunların bu kanaatleri sapıklıktır!

Siz müslümana kâfir derseniz siz kâfir olursunuz. Topluluk halinde derseniz sapık olursunuz! İmam imamlık yapsın. Kaymakam için yetiştirdikleriniz kaymakamlık yapsın. Bu bir iş bölümüdür.

Bunlar sapıklıktır.

Bunlar dini reddetmektir. Menfaatperestliği din kisvesi altında devam ettirmektir.

Hazine malında tüyü bitmeyen çocuğun da hakkı vardır.Bunların günahı canilerinkinden elli katıdır.

Bunların zulmü canilerinkinden elli katıdır. Bunu Kur’anı kerim söylüyor.

Ganimet savaş meydanında olur. Bunun dışında zulümdür. Darülharpçılığı yapana baktığınız zaman hiç biri bu konuları bilmez. Bir takım adamlar, sözde din adamlarının fetvalarıyla gidiyorlar.

Bunun tarihçesi Muaviye ile başlamıştır. Önce kâfir ilân ederler, sonra saldırırlar.

Eski sapkınlık fikri yeniden doğdu. Altmışlı yıllarda Türkiye’ye geldi.

Türkiye’nin en büyük sorunu dinin saptırılması sorunudur.

Devlet gücüyle zulmetme, çalma…”

*

Bu bilgileri heyecanla bağıra çağıra verdi Zekeriya beyaz. Heyecandan, üzüntüden kıpkırmızı kesildi. Kafalardaki soru işaretlerini de sildi.

Darülharb konusunda bilgiağında yazılan yazıları incelerken gördüm, bu yazıların altına, yeşil boyalı, üstü Arapça yazılı bayrağını koymuş gazetelerden birine şöyle bir yazımla bir yorum yazılmış. Vatandaş sormuş (imlâsını düzeltmeden aldım):

“ yani türkiye darul harb mi oluyor. eğer darul harb ise türkiye biz müslümanlar niye oturuoruz koltuklarımızda.bu ülkeyi darul islam yapmak için neden cihat etmiyoruz.”

Bak bak neler oluyor, olur mu böyle saçma şey diyeceğine kardeşini boğazlamayı aklına getirebiliyor böyle uyutulan, kandırılan zavallı kişi.

Buldum buldum diye ortaya çıktığım bu yüzden. Tehlike sandığımızdan da büyük. “Kerbelâ’da peygamber soyunu katleden bu zihniyettir!” dedi Zekeriya Beyaz. Şimdi bu zihniyet, aptala sorduruyor:

“Yani Türkiye gâvur memleketi mi? “ Öyleyse biz neden oturuyoruz?”

Zavallım, beynini kullanamayan, beyni esir alınan cahilim, gerçeği nasıl bulacak, nasıl görecek? Küresel tuzağa düşmekten nasıl kurtulacak? Aklını başına nasıl alacak?

Doğruyu onlara nasıl bulduracağız?

Ülkemiz tamamen uçuruma düşmeden, iş işten geçmeden, vakit çok geç olmadan…

Siz bir yol buldunuz mu?

Feza Tiryaki, 21 Şubat 2012
İLK KURŞUN

22 Feb 12 BİR ÜLKEDE KADINLAR ÖN SAFLARDA MÜCADELE VERİYORLARSA, O ÜLKENİN GELECEĞİ KARANLIK OLAMAZ…

Kadın anadır.

Yardır.

Sevgilidir.

Kadınsız yaşam olmaz. Yurt olmaz. Yuva olmaz.

Mücadele de olmaz.

Çünkü toplumun en çok ezilen, sömürülen, horlanan kesimi onlardır.

Kadının kurtuluşu ülkenin kurtuluşuna, Ortaçağ düşüncesinin ve Ortaçağ kalıntılarının tümüyle yok edilmesine bağlıdır.

Emperyalizmin tümüyle kovulmasına bağlıdır.

Aşiret, tarikat, siyaset ağaları yüzyıllarca bu yoksul halkın ve özellikle kadınlarımızın kanını iliğini sömürdü. Beyinlerini batıl inançlarla, hurafelerle doldurarak, düşünme özgürlüklerini elinden aldı, Demokles’in kılıcı gibi yıllar yılı tepelerinde durdu, göz açtırmadı onlara. Baskıyla, dayakla dilediği gibi kullandı.

Köleleştirdi.

Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk şunları söyler:

“Yeni Türkiye, ne zamanı ne de ihtiyacı göz önünde tutmayan Mecelle’nin hükümlerine bağlı kalamaz. En medeni milletler derecesinde hukuki hükümlerimizi de iyileştireceğiz. Yüz sene, beş yüz sene, bin sene evvel yaşayan bir toplum için yapılan kanunlarla, bugünkü toplumları idareye kalkışmak, gaflettir, cehalettir…” (22 Ocak, 1922, Atatürk’ün Bütün Eserleri c.14, 365)

Onun için, uygarlaşmanın, özgürleşmenin önündeki en büyük engel, aşiret, tarikat, siyaset ağaları ve onları destekleyen emperyalist güçlerdir. Türkiye’nin önünü açabilmek için önce bunlardan kurtulmak gerekir.

Şu sıralar, ABD’nin planlayıp yönlendirdiği, “ılımlı İslam” temelinde, bir karşıdevrim süreci yaşıyoruz. Yarı bağımlılıktan, tam bağımlılığa geçtik. Türkiye’yi şeriatçı ülkelerden ayıran laik, çağdaş yapı, yani 1923 devrimi yok edildi. Ülkemiz giderek Atatürk Türkiyesi olmaktan çıktı.

Atatürk’ün kadınlarımıza sağladığı haklar birer birer ellerinden alınıyor.

İş yaşamından, sosyal ortamdan, politikadan uzaklaştırılıyor.

Dışlanıyor.

Dört duvar arasına atılıyor.

Tutsak ediliyor.

Kadınlar da bunun bilincinde. “Erkek egemen toplum” hayatımızda onlar aşağılanmayı, şiddeti, sömürüyü, talanı, açlığı, yoksulluğu kanlarında, canlarında, yüreklerinde, beyinlerinde yaşıyorlar. Bu nedenle onlar artık tüm eylemlerin, direnişlerin ön saflarında yer alıyorlar.

Hidro elektrik Santralleri mücadelesinde onlar vardı.

Altın arayıcılarının börtüsüne böceğine, kurduna kuşuna, bin bir renkli zümrüt yeşilliğine gözünü diktiği Madra dağlarında, KAZ dağlarında onlar vardı.

Tekel direnişinde onlar vardı.

İnsan hakları, özgürlük, vatan, Kemalizm savunmasında onlar var.

Türkiye’de AKP’nin satmadığı, özelleştirmediği bir dereler, ırmaklar kalmıştı, onları da ticaret kaynağı, rant kaynağı görüp, pazarlamaya kalkışınca karşısında Anadolu kadınını buldu.

Köy kadınları, Tortum’a, Çayeli’ne, Artvin’e suları, dereleri kurutmaya gelen makinelerin önlerine attılar kendilerini. Yaşlısı, genci ile… Yaşam kaynaklarının, can damarlarının heba olmasını canlarını siper ederek önlemeye çalıştılar.

Bazılarının kucaklarında bebeleri vardı. Ağlaşıyorlardı…

AKP’nin korku imparatorluğu karşısında pısan, ürken, köşelerine çekilen ya da kahvehanelerde pinekleyen erkeklerden utanmıştım o günlerde…

Kurtuluş Savaşında erkeği ile omuz omuza yedi düvele karşı koyan Kara Fatma’ların, Şerife Bacı’ların Nene Hatun’ların, Senem Ayşe’lerin yüzlercesi, binlercesi bugün aynı yurtseverlikle sömürüye, zulme, şiddete, yobazlığa, emperyalizme karşı çıkmaktadırlar.

Neriman Aydın ve Sevgi Erenerol, yıllardan beri Ergenekon’dan tutuklu olan, tutukluluk halleri cezaya dönüşen Kara Fatma’larımızdan sadece ikisi.

Neriman Aydın Savunmasında şunları söylüyor.

“Sayın başkan ben insanım. İnsan yaradılışında susmak, kötülüğü iyi saymak, ahlakı inkâr etmek demektir. Olmayan örgütün var olmayan şüphelerinin hesabının sorulduğu hukuk devletinin yargısı huzurunda masum bir insan, bir yurttaş masumiyetini daha nasıl kanıtlar, adalete ulaşabilir bilmiyorum.

Ben kimsenin bostanına girmedim.

Savunmam da mahkemeye ifade ettiğim sözlerim gerçeğin ta kendisidir. Üç sene değil, yüz üç sene de yatırsanız, arasanız benim ve ailemin hayatında hukuka ve insana yakışmayan değil bir suç, kabahat dâhil bulamazsınız. Çünkü yok. Düşmanın bizi hedef yapmasının asıl nedeni, yüksek vatan sevgimizdir, yüksek millet sevgimizdir, yüksek Atatürk sevgimizdir…”

Medya, Sendikalı oldukları için işten atılanların haberleriyle dolup taşıyor her gün…

Ama tümü de söke söke haklarını alıyorlar.

Tekel Direnişinde yanlarında küçücük çocukları ile soğuğa, kara, ayaza aldırmayan analar vardı.

Göztepeli kadın taraftarlar, maça başlama düdüğünün çalması ile birlikte “Gençliğe Hitabe”yi yasaklayan kara düşünceye Atamızın “Gençliğe Hitabesi”ni okuyarak karşı çıktı.

Saadet Partili kadınlar NATO’ya girişimizin 60. yıldönümünde, Taksim Meydanında NATO’yu ve Füze Kalkanını Protesto ettiler.

Her eylemde, her direnişte, her mücadelede kadınlar var. Hem de ön saflarda…

Bir ülkede kadınlar, ön saflarda sömürüye, zulme, pisliklere karşı direniyorlarsa, korkmayın, o ülkenin geleceği karanlık olamaz…

O ülkenin geleceği aydınlıktır…

Ali Eralp
İLK KURŞUN

22 Feb 12 Bravo "Sarı Melekler" – SPOR

Bravo Fenerbahçe Universal Bayan Voleybol Takımı, 2012 CEV Voleybol Bayanlar Avrupa Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında deplasmanda Azerbaycan’ın Rabita Bakü ekibi ile karşılaşıyor.

22 Feb 12 EMİN ÇÖLAŞAN: DÜN BİR MEZAR AÇILDI!..

SEVGİLİ okuyucularım, Jandarma Albay Rıdvan Özden, Mardin’in Savur ilçesinde PKK ile 1995 yılında çıkan bir çatışmada, iki korumasıyla birlikte şehit düşmüştü. Üç şehit için görkemli törenler düzenlendi. Cenaze törenine Cumhurbaşkanı Demirel, Genelkurmay Başkanı ve devletin tüm üst düzey yetkilileri katıldı.

Albay şehit düştükten hemen sonra, ortalığa eşi Tomris Özden çıktı. Israrla iddia ediyordu:

“Benim kocam şehit düşmedi. Onu silah arkadaşları vurdu çünkü o, PKK ile mücadelenin silahla başarıya ulaşmayacağına inanıyor ve bunu her yerde söylüyordu.”

Sonra işi başka bir aşamaya getirdi:

“Ben kocamın cesedini otopside gördüm. Alnından değil, enseden vurulmuştu!”

Yani çatışmada ölmemiş, arkadan silah arkadaşları tarafından ateş edilmesi sonucu bilerek öldürülmüştü!

İyi de, yanındaki iki koruması nasıl ölmüştü? Onları da silah arkadaşları mı arkadan sıkıp öldürmeyi başarmıştı! Bu sorular hep açıkta kaldı.

X X X

Bu olayı yeri geldiğinde hep yazdım, belgeleri konuşturdum. Burada 1 Şubat günkü yazımda da değindim çünkü ertesi gün şehit albayın Edirnekapı şehitliğindeki mezarı açılacaktı. Ancak yoğun kar yağışı nedeniyle ertelendi ve mezar dün açıldı.

O yazımın çıktığı gün hanımefendi beni telefonla aramış ve arkadaşlara not bırakmış:

“Emin Bey şunu iyi bilsin, benim Atatürk’üm Recep Tayyip Erdoğan’dır!”

Helal olsun, ne mutlu ona!

Bugün bu konuyu yine irdeliyorum ve insanlık dramının perde arkasını sizlere bir kez daha iletiyorum.

Albay Rıdvan Özden şehit olduktan hemen sonra, karısı Tomris hanım piyasaya yeniden çıktı. Bu kez, yakınları öldürülen bazı PKK’lı kadınlarla el ele kol kola resimler çektiriyor, onlarla aynı safta yer alıyordu.

Bu aşamada devreye ben girdim. O günlerde Hürriyet gazetesinde idim ve gerçekleri tek tek belgelemeye başladım. Kamuoyu önünde “Ah benim sevgili eşim” diye demeçler verip büyük üzüntüsünü (!) dile getiren Tomris Hanımın, olaydan hemen önce albay hakkında boşanma davası açtığını belgeledim. Kuşadası Asliye Hukuk mahkemesindeki davasında ilginç iddialar ileri sürüyordu:

“Kocamın başka kadınlarla, yabancılarla ilişkisi vardı. Onlardan hastalık kaptı. Biz AIDS olduğundan şüphelendik ama FRENGİ çıktı.”

Dahası, hanımefendi başka kadınların ismini de kamuoyu önünde açık seçik söylüyor, onları da rezil etmekten çekinmiyordu.

Şehit albayın arkadaşları beni arayıp olayın içyüzünü anlattılar ve ayrıca Tomris Özden’e yazdıkları mektubu da gönderdiler. Şöyle diyorlardı:

“Tamamen yalan söylüyorsunuz. Siz, arkadaşımıza layık bir eş değildiniz. Şehit olmasından bir gün önce bizlere sizden yakınırken ‘Ne yapayım, intihar mı edeyim’ demişti. Şehit oluşunu görenler, o gün ölüme isteyerek gittiğini söylüyorlar. Sizden ricamız, şehit arkadaşımızı ebedi uykusunda rahat bırakmanızdır. Davranışlarınız sadece canilere hizmet veriyor. Terörist yakınlarıyla kucaklaşmanız size bir şey kazandırmaz…”

Sonra beni arayıp olayı anlattılar:

“Komutanımız eşi nedeniyle huzursuz ve mutsuzdu. Bir gün önce intihar etmekten söz etmişti. Ertesi gün PKK ile çatışma çıktı. En öndeydi. Bütün uyarılara rağmen yere yatmıyor, ayakta duruyordu. Çatışma alanının en ön safında, dürbün elinde ve ayakta. Arkadaşlarımız defalarca uyardı. Ve sonunda PKK kurşunuyla vuruldu. Adeta bir intihardı. Bir askerin ve komutanının normal koşullarda bunu yapması mümkün değildi. Bile bile ölüme atlamıştı.”

Evet, boşanma dilekçesi Rıdvan Albayın eline bu olaydan birkaç gün önce ulaşmıştı.

X X X

Bütün bunlar olurken Tomris hanım Türkiye’nin en popüler ve saygın (!) isimleri arasına girmeyi başarmıştı. Entel-liboş-Kürtçü medyada kendisine övgüler düzülüyordu.

O günlerde CHP Parti Meclisi seçimleri yapılacaktı. Hanımefendi aday oldu ve bir inanılmaz olay gerçekleşti.

Parti Meclisi üyeliğini en yüksek oy alarak birinci sırada kazanmıştı.

Sonra yazılarımı sürdürdüm, bastırdım, olayları tek tek belgeledim ve istifa etmek zorunda kaldı.

Aradan bir süre daha geçti ve Tomris hanım “Şark Çıbanı” isimli bir kitap yazdı. Ne ilginçtir, kocasıyla yaşadığı tüm mutsuzlukları, aradaki kavgaları, geçimsizliği ve boşanma davasının ayrıntılarını kitabında anlatıyordu.

Kendisine polis süsü vererek İstanbul’un köhne otellerinde gezindiğini, kocasının oralara başka kadınlarla gelip gelmediğini araştırdığını itiraf ediyordu.

Ama bir şeyi hep vurguluyordu:

“Onu devlet öldürdü. Otopsi yapılırken gördüm, kurşunu alnından değil arkadan yemişti.”

Bu söylemlerini yıllardır sürdürüyor. Bir süre önce İstanbul’daki özel yetkili savcılıklara başvurup mezarının açılmasını istedi. Yanılmıyorsam Zekeriya Öz’le görüştü. Bu çabalarında yandaş medya hep yanında yer aldı. Olayın bağlanmak istendiği yer belliydi:

Rıdvan Albay şehit olmamış, Ergenekon çetesi tarafından öldürülmüştür!

Belki de hadise “JİTEM öldürdü”ye getirilecekti.

X X X

Süreç dün tamamlandı. Savcılık ve polis ekipleri tarafından Rıdvan Özden’in şehitlikteki mezarı açıldı.

Ceset çıkarıldı, Adli Tıp Kurumuna götürüldü.

Orada neyin inceleneceğini doğrusu çok merak ediyorum! Hanımın iddiasına göre alnından vurulmadı, arkadan vuruldu…Ve onu çatışma sırasında silah arkadaşları bilerek öldürdü!

Varsayalım alnından değil de, arkadan vurulmuştu.

Bu neyi değiştirecek? Dağ başındaki bir çatışmada insanın arkadan vurulmuş olması neyi kanıtlayacak?

Bunları anlayabilmiş değilim.

Ancak dün Edirnekapı şehitliğinde çok ilginç bir olay daha yaşandı. Kocasının mezarına giden bu hanımefendi “Aaa, bu mezar önceden açılmış. Hislerim bana bunu söylüyor” deyiverdi!

Mezarın kenarında iki mermer parçası yerinden çıkmış. Mezar aile tarafından bakılmaz ve sahiplenmezse, mermer parçaları gevşer, yerinden oynar.

Varsayalım hanımefendinin iddia ettiği gibi mezar daha önce açılmıştı! Amaç ne olabilir?

(Albayın cesedini, acaba kurşunu arkadan yemiş biriyle değiştirmek mi!)

Şimdi hep birlikte göreceğiz, yandaş medyada bu işin tantanası, yaygarası ve şamatası başlatılacak:

“Albay arkadan vurulmuş…Ergenekon çetesi albayın mezarını önceden açmış!

Şehit Albay Rıdvan Özden olayında korkunç bir insanlık dramı yatıyor. Mutsuz bir aile, açılan ve olay sonrasında kamuoyundan ısrarla gizlenen frengili boşanma davası, çatışmada şehit düşen bir subay, eşi hanımefendinin PKK’lılarla sarmaş dolaş olması!..

Aradan 17 yıl geçmiş.

Şehit albayın kafatası ile kemiklerini dün naylon torbaya koyup Adli Tıp Kurumuna götürdüler. Neyi araştırdıklarını, amacın ne olduğunu, sonucun ne olacağını anlamak mümkün değil.

Hayatında olduğu gibi, mezarında da rahat bırakılmadı.

Allah rahmet eylesin, dirisiyle yetinmeyip ölüsüne bile kabir azabı çektirenleri Allah affetsin.
SÖZCÜ

22 Feb 12 Sekiz kırmızı kart görünce…

Sekiz kırmızı kart görünce...İyiderespor Başkanı Ahmet Mete, oyuncuları kırmızı kart görünce kulübü kapattı.

22 Feb 12 Mersin’de protesto

Mersin'de protestoMersin İdmanyurdu'nda paralarını alamayan futbolcular protestoda bulundu.

22 Feb 12 Semi Kopuz’dan çarpıcı açıklamalar

Semi Kopuz'dan çarpıcı açıklamalarTürkiye Futbol Federasyonu'nun 27 Şubat Pazartesi günü yapılacak Seçimli Olağanüstü Genel Kurulu için başkan adayı olan Spor Toto 3. Lig 3. Grup ekiplerinden Bursa Nilüferspor'un başkanı Semi Kopuz, "Aday olma kriterine uymayan birçok kişinin aday listesinde yer alması yine oyunların döndüğünü gösteriyor" dedi.

22 Feb 12 Cüneyt Arcayürek:Aile-Sağlık-Şike-CHP

Siyasetten spora; toplumun geleceğini yakından ilgilendiren önemli sorunlar üç beş gün tartışılıyor. Sonra?.. Unutuluyor.
Örneğin RTE; muhafazakâr parti AKP’nin, dindar gençlik yetiştireceğini ilan etti.

Kafasında muhafazakârlık anlayışı sadece dindar gençlik yetiştirmekle sınırlı mı acaba?
TV’lerde ve gazetelerde baş köşeden yer alan bir fotoğraf; RTE ile Çankaya’daki AKP’linin kadına ve aile içindeki yerine nasıl baktıklarını özetliyor.

Medyanın “zirve” ya da “dostluk fotoğrafı” başlıklarıyla okurlarına sunduğu fotoğrafta:
Huber Köşkü’ndeki iki koltukta Çankaya’daki AKP’li ile Başbakanı RTE, Boğaz’a sırtını dönmüş oturuyor.
Çankaya’dakinin yanı başında ama ayakta, baştan aşağı kapalı Bayan Hayrünnisa.
RTE’nin yanı başında ama ayakta, baştan aşağı kapalı, ellerini önünde kavuşturmuş Bayan Emine!
Eşlerini koltuklara oturtup yanı başlarında ayakta durmaları gerekirken; bu fotoğraf; AKP liderlerinin kadına nasıl baktığını yansıtıyor.
Laiklik defterinin dürüldüğü, olmazların olur’a dönüşünün sindirildiği bu dönemde; dindar gençlik yetiştirmenin arkasından kadını, erkeğine hizmete hazır gören İslami bir aile modeli izlersek… şaşıracak mıyız?
***
Aşağıdaki örnek medyanın RTE’yle ilişkilerini yansıtıyor .
Önceki gece M. Ali Birand’ın sunduğu ana haber bülteninde Başbakan’ın sağlığına kavuştuğunu milyonlarca izleyene bakın nasıl anlattı Kanal D muhabiri:
Daha önceki günlerde ameliyat sonrası RTE emretmiş, bindiği makam aracı yavaş seyrediyormuş. Ama Huber Köşkü’ne giderken araç emri üzerine her zamanki hızıyla seyretmiş. Bu fark, sağlığının düzeldiğini kanıtlıyormuş!
Hoş, genç muhabirin bu eşsiz buluşuna karşı çıkmayan M. Ali Birand da, ilk ameliyattan sonra kanser söylentileri çıkan RTE’nin yayımlanan ilk fotoğrafına bakar bakmaz; “Ben de kanser geçirdim. Başbakan kanser olsa anlardım, kanser değil” dememiş miydi ekranda !

***
Kimilerinin utanması gereken açıklamalara da rastlanıyor.
Davet üzerine Anayasa Komisyonu’na gelen Fener Rum Patriği Bartholomeos’un yeni anayasada yer almasını önerdiği; “Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes; din, mezhep, dil ve etnik köken gözetilmeksizin Türk’tür” ifadesine bakın….
…bir de Türk devletinin bütün olanaklarından yararlanan Kürt kimliğinin anayasada ayrı bir kavram olarak yer almasını dayatan BDP ile, bu kafaya destek veren ünlü yazarlarla ilim adamlarının açıklamalarına bakın!
Şimdilik ME Bakanı Ömer Dinçer’in bile silmeye cesaret edemediği “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan andımız için CHP Genel Sekreteri Nihat Matkap’ın “Ulus-devlet yaratma anlayışından gelen kimi uygulamalar” diyen ifadesini de bir kenara yazın!
***
Türk futbolunun geleceğini oluşturacak TFF Başkanlığı ön planda.
Ne yazık ki büyük diye tanımlanan kulüpler, TFF sorununa, kısır kulüp yararları açısından bakıyorlar.
Şampiyonluğu cebinde gören GS; bir rapor-dilekçe hazırlamış, UEFA kapısında.
TFF Başkanlığı’na adaylığı ön plana çıkan Yıldırım Demirören’i istemiyor. Kabahati büyük Demirören’in. Kulüpler Birliği Başkanı iken “Fenerbahçemiz” dedi ya; vay sen misin böyle diyen. Bu bir.
İki: Ortada ciddi hiçbir veri yokken, Demirören’in FB’yi küme düşmekten kurtaracağı rivayetlerini dayanak yapıyor. Bu yolda çalışır diye Demirören’in başkanlığına karşı çıkıyor.
Bu olay; bilmem size, 12 Haziran genel seçimlerinden önce Trabzon’da yaşanan, sandık tehdidi içeren olayları anımsattı mı?
RTE’yi, FB’yi kayırmakla suçlayan taraftar, “Kupayı Fener alırsa, AKP’ye oy yok. Sandıkta görüşürüz” diye Trabzon’da günlerce sokak sokak eylemler yaptı.
Kupa, hakkı olan FB’ye gitti. Şimdiiii… Türk futbolunun geleceğini umursamayan Trabzon Başkanı Sadri Şener de; sahada alamadıkları kupayı, Demirören’in masada vermesini istiyor!
***
Yazarımız Oktay Akbal’ın dünkü köşe yazısı şöyle sona eriyor: “CHP Atatürk’ün partisi olduğunu unutmamalı. Kısacası CHP, yeni CHP olmamalı”.
Elbet olmamalı ama?..

22 Feb 12 G.Saray’dan Aziz Yıldırım’a cevap

G.Saray'dan Aziz Yıldırım'a cevapGalatasaray Spor Kulübü Başkanı Ünal Aysal, Aziz Yıldırım'ın dün görülen şike davasında yaptığı savunmasında yer verdiği açıklamalarına cevap verdi.